12 Haziran 2015 Cuma

Uzanmış Bir Kadına Kaside, F.Garcia Lorca

UZANMIŞ BİR KADINA KASİDE

Seni çıplak görmek, toprağı anmak demek...

Toprak, dümdüz uzanan, atların çiğnemediği,

Sürüp yeşertmediğim, salt biçim olan toprak;

O gümüşten sınıra, geleceğe, kapalı...

Seni çıplak görmek, anlamaktır tutkusunu

İnce bir bel arayan yağmurun.

Yahut, yanağının aydınlığını bulamayan

Koca denizin yanıp tutuşmasını

Kanlar uğuldayacak yataklarda,

Ateşten kılıçlarla gelecek;

Bilmeyeceksin ama nerede gizlendiğini

Kurbağa yüreğinin, mor menekşeciğin.

Kökler birbirine girmiş karnında;

Dudaklarını, bir gündoğusu, sınırsız.

Yatağın ılık güllerinin altında

Bekliyor sırasını ölüler, gamsız.

Çeviri: Bilge Karasu, Yeditepe, 1 Ağustos 1953, Sayı 42, s.8.

8 Haziran 2015 Pazartesi

"Yunan Güldestesi" Epigramlarından Dört Mezar Yazıtı, Srinivas Rayaprol

"Yunan Güldestesi" Epigramlarından Dört Mezar Yazıtı(Dudley Fitts çevirisinden yararlanılmıştır)1. ÜRKÜRÜK TİMON'UN MEZAR YAZITINe adımı sor yolcu, ne de yurdumu:Tek dileğim, hepinizin tez elden ölmesidir

Astronom Ptolemaios

2. EİKTETOS'UN MEZAR YAZITI

Bir köleydim, sakat sukat

İres kadar yoksul,

              ama Tanrıların sevgilisiydim

Adsız

 3. BİR KÖPEĞİN MEZAR YAZITI

Yoldan geçen Yabancı, gülme gördüğün zaman

İçinde köpek yatan bu mezarı,

Efendim ağladı ardımdan, kendi eliyle gömdü beni,

Kendi eliyle yazdı taşıma bu satırları.

Adsız

4. BİR DELİKANLININ MEZAR YAZITI

Ey Yabancı! Kara topraklarda yatan şu Diogenes'i an da öyle geç:

Yolun açık olsun, bahtın aydın olsun,

Ondokuz yaşımdaydım karanlığa düştüğümde

Ah... O tatlı güneş...

Adsız

Çeviri: Bilge Karasu, Pazar Postası, 15 Mart 1959, yıl 7, Sayı 4, s. 11

Jason Statham ile gişe garanti altında

Aksiyon filmlerinin demirbaşı Jason Statham, yine Ajan (Yön: Paul Feif) olarak karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Statham’ın filmografisinde 42 film var, hemen hepsi aynı türden. Olağanüstü yetenekli, sıra dışı bir oyuncu değil ama yer aldığı her projede yapımcısını zengin etmeyi başarıyor.

Jason Statham, aksiyon filmlerinin gözde oyuncusu. Guy Ritchie’nin ‘Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana’ (1999) filmiyle sinemaya başladı, o gün bugündür sadece aksiyon filmlerinde rol alıyor. Filmografisinde 42 film var. Hemen hepsi de aynı tür. Listede gişe rekorları kıran yapımların sayısı da bir hayli fazla. Mesela hâlâ gösterimde olan Hızlı ve Öfkeli serisinin yedinci halkası 1,5 milyar dolar hasılat elde etti, Türkiye’de tüm zamanların en çok izlenen yabancı filmi oldu. Emektar yıldızlardan oluşan Cehennem Melekleri seriye dönüştü, üç filmle 785 milyon dolar girdi yapımcının cebine. Kapı pencere kırdırmaya aday türdeş yeni yapımlar gösterim zamanını bekliyor. Şunu söylemek lazım: Statham, olağanüstü yetenekli, sıra dışı bir oyuncu değil. Oynadığı rolün hakkını veren, bir türle özdeşleşmiş, popüler bir isim. Farklı karakterleri farklı şekilde canlandırma motivasyonu olmayan, kendisinden bir hayli küçük mankenle evli, göz önünde hayat süren bir aktör. Eski manken olduğu için duruşu, tavrıyla ilgi uyandıran, tipolojisi gereği kötü adam rollerine uygun biri. Daha da belirgin özelliği ayağının uğurlu olması. Her projesinde yapımcısına en az iki üç katı kazandırıyor.

Büyük kapışma

Guy Ritchie’un senaryosunu yazıp yönettiği Kapışma (2000), Jason Statham’ın şöhreti yakaladığı film. Merkezinde iki farklı hikâye var: Çalınan bir elmasın peşinden gidenler ile boks dünyasının arka sokaklarında dönen illegal işlerden birine karışan Türk ve başına açılan belada mücadele etmek zorunda kaldığı acımasız gangster Brick Top. İki grup karşı karşıya gelince ‘kapışma’ başlar. Brad Pitt ve Benicio Del Toro’nun oynadığı aksiyon filminde Statham, Türk rolünde. Londra’nın arka sokaklarına kamerayı çevirdiği için şiddet ve küfrün dozajının fazla olduğu filmde ünlü oyuncu, dövüş maharetlerini doyasıya sergiliyor.

Maliyet: 30 milyon $ Gişe geliri: 84 milyon $

Taşıyıcı’nın çetin sınavı

Taşıyıcı son dönemin gözde aksiyon filmlerinden. Corey Yuen’in yönettiği film, adından da anlaşılacağı gibi bir taşıyıcının hikâyesini anlatıyor. Frank eski asker, başarılı dövüş ustası ve savaşçıdır. Kendisine emanete ihanet etmeden, sorgusuz sualsiz adresine ulaştıran taşıyıcının bir gün başına beklenmedik bir olay gelir, kargosundan insan çıkar. Sonrası malum. Kavga-dövüş, bol aksiyon. Ortam, dövüş sanatlarına meraklı Statham için birebir. Adrenalini yüksek aksiyon sahneleriyle beğeniyle karşılanan film, sonradan seriye bağladı, üçer yıl arayla yeni adreslere yeni kargolar gönderildi. Gişe hasılatları her yeni filmde artıyor. Devamı gelebilir. Maliyet Gişe geliri

Taşıyıcı 1 (2002): 25 milyon $ 44 milyon $

Taşıyıcı 2 (2005): 43 milyon $ 85 milyon $

Taşıyıcı 3 (2008): 31 milyon $ 109 milyon $

Kıyasıya ölüm yarışı

Ölüm Yarışı (2008), 1975 yapımı Death Race 2000’in yeniden çevrimi. Hatırlayalım hikâyeyi: “Azılı suçluların bulunduğu hapishanenin yöneticileri mahkûmları birbiriyle dövüştürerek bir gladyatör oyununa düzenler. Türlü türlü suçlardan içeriye giren mahkûmlar, özgürlüğüne kavuşmak için bu oyunun bir parçası olur. Oyun merhametsiz, adaletsiz, sert, kanlı. Üç şampiyonluk kazanmış otomobil yarışçısı Jensen Ames (Jason Statham) bakalım bu kez ipi göğüsleyecek mi? Taşıyıcı gibi sonradan seriye dönüşse de film, Statham farklı aksiyonlara açılmayı tercih etti, devamında yer almadı. Neden bilinmez.

Maliyet:36 milyon $ Gişe geliri: 76 milyon $

Rekor kıran hız ve öfke

Hızlı ve Öfkeli, Cehennem Melekleri gibi adrenalin üzerine kurulu bir seri. Top, tüfek yerine ibresi sonsuzluğu vuran yarış araçları kullanılıyor. Los Angeles’ın arka sokaklarındaki kirli çetelerin büyük bahislerle yaptığı yarışlarda seyirciye vaat edilen tek şey aksiyon. Bunun da hakkını verdiğinden seri yedinci filmiyle karşımızda. Başrol oyuncusu Paul Walker öldüğü için çekimleri aksayan, kardeşinin yerine geçmesiyle güç bela tamamlanan filmin son macerasında Statham da yer aldı. Komadaki Shaw’ın kardeşi rolüyle… Kardeşini ölüm döşeğine düşürenlerin peşine düşüp intikam alan o. Hızlı ve Öfkeli 7, Türkiye’de tüm zamanların en çok izlenen (3 milyon) yabancı filmi. Hatırlatalım, hâlâ gösterimde. Yani kazandırmaya devam ediyor.

Maliyet: 320 milyon $ Gişe geliri: 1,5 milyar $

Cehennemin ‘yıldız’ melekleri

Son dönemde emekliliği gelmiş yıldız isimleri bir araya getirip aksiyonu bol maceraya sokmak moda oldu. Bu akımın öncü ve popüler yapımlarından biri Cehennem Melekleri. Kadroda kimler yok ki: Sylvester Stallone, Jet Li, David Zayas, Arnold Schwarzenegger… Metrekareye bin bombanın düştüğü, intikam üzerine kurulu hikâyeler, seyirciden yoğun ilgi gördüğü için savaş sona ermiyor. Paralı askerlerin Güney Amerika’da bir diktatörü alt etme macerasıyla başlayan seri, silah kaçakçılarına karşı verilen mücadeleyle son bulmuştu. Şimdi yeni macera kapıda. Statham bu grubun İngiliz komutanı. Gişede en çok kazandığı ve kazandırdığı yapımlardan. Meşhur grup ‘Ali topu at’ adlı bir film yapsa benzer ilgiyi uyandırır.

Maliyet Gişe geliri

Cehennem Melekleri (2008): 39 milyon $ 206 milyon $

Cehennem Melekleri (2010): 103 milyon $ 274 milyon $ Cehennem Melekleri (2012): 85 milyon $ 305 milyon $

3 Haziran 2015 Çarşamba

Kirtim kirt, E.Gökçe

kirtim kirt*Can yoktu ki sevdalara düşe,Kurt yoktu ki kızıl kana üşeYoktum ki yol geçeYoktun ki haber ulaşaGül yoktu ki, dal yoktu ki...Ve döne döne ateşDöne döne maddeGökler yarıla dürüleDağlar savrula devrile,Kırıla döküle yıldızSular evrile çevrileDöğüşe döğüşe maddeDeğişe tokuşa maddeÖyle bir vakte erdi ki devranDöne döne esirDöne döne gazDöne döne atomDöne döne maddeDöğüşe çekişe maddeVuruşa vuruşa maddeVe zaman değişe değişeYosun titreşe, yeşilleşeIşık dura değişeÖyle bir vakte erdi ki devranHa dedi kırdı zinciriniİçerdeki adamDemir bağrışa bağrışaZindan çağrışa çağrışaŞöyle buyurdu ki YusufDört kitaptan dah büyük:"Demek bu hayat,Önce sana bana yükDemek su kiminToprak kiminseMotor, elektrik ve ışık kiminseDemek sultan odur.Demek insan bölük bölük,Yaşıyortsan ölüyorsun demek.Nasıl yaşıyorsanÖyle düşünüyorsun demekDemek insanEn yüce mertebede hayvandırYeni anladımAlet kullanan ve yapan.Tilki tarlayı masallarda sürer,Manyetoyu çeviremez tavşan.Devril başımdaki kaderDökül dilimdeki yalanTutuş beynimdeki kibritKirtim kirtKirtim de kirtKirtim de kirtimKirtim kirt"Bir yandan demircilerDemir döğer denge denkBir yandan boyacılarBoya vurur renge renkBir yandaKurtuluş savaşlarıBir yanda esaretBir yanda termonükleer çağBir yanda balistik şirretEvvel maddeAhir fikirDolan göğsümdeki havaSalın yanımdaki fakirSalın proleteryaGeber başımdaki bitKirtim kirtKirtim de kirtKirtim de kirtimKirtim kirt*(Dokuma tezgahlarının çalışırken çıkardıkları ses.)

1 Haziran 2015 Pazartesi

Yokuş Kasaba, E.Günçe

YOKUŞ KASABA Ben burda onu aradım kimdi nerde tanışmıştık Herşeyi gömdüğümüz o ılık güneş İlkin mintanımı yırttım bir çalılıkta Sonra dalgın kalabalıkta dolaştım

Orda silah atılır tutulan aya Çingeneler geçer, dağ köyleri Çökelek indirir, yapağı kavurma Ve dişli kar, o uzun ova yazlarınaŞimdi vapurdan insem kimse tanımaz Yollar daralmış okul da küçülmüştür Yoktur bizim eşek otlakta, arkama dönsemBiber dizmişler mi tarhana sermiş kimler var Sokaklarda akan rakılı duman Akşam olsa ararlar mı Koşup bahçelere saklansamBurda bütün gün bakındım şubattı Parklarda simit yediğim o yalnızlığa Eski gözlerden biri, eski seslerdenBari şurda tavşan kanı çay olsa.

Devlet bu, söver de döver de!

Geçmişten bugüne devlet şiddetinin baş gösterdiği olaylar Tek Parti dönemiyle zikredilir. Ancak AKP iktidarında halka yapılan muamele öyle bir noktaya geldi ki o dönemi aratır oldu. Artık ‘Devlet bu, sever de döver de!’ sözü bile geçerliliğini yitirdi.

Geçen yıl Soma’da yaşanan facia sırasında dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’ı protesto eden maden işçisi Erdal Kocabıyık’ın başına gelmeyen kalmadı. Erdoğan’ın müşaviri Yusuf Yerkel tarafından herkesin gözü önünde tekmelenen Kocabıyık’a korumaların makam aracını tekmelediği gerekçesiyle para cezası kesildi. Ayrıca dört yıla kadar da hapis cezasıyla yargılanıyor. Bir yıldır kimse ona iş vermiyor. Yani devlet hem dövüyor hem de üzerine ceza kesiyor. Aslına bakarsanız bu konularda oldukça tecrübeli... Daha geçen hafta bir esnaf, AKP’lilerin elini sıkmadığı için dükkanının ortasında dayak yedi. 60 yaşındaki çiftçi tekmelendi, bir muhtar AKP’li adayı desteklemediği için dövüldü.

Yakın siyasi tarihimize şöyle bir göz attığımızda devletin tokadını ya da fırçasını yiyenlerin epey fazla olduğunu görüyoruz. Örnekler o kadar çok ki ister istemez akla Tek Parti döneminin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın merhum Osman Yüksel Serdengeçti’ye söylediği sözler geliyor. Vali Tandoğan, 3 Mayıs 1944’te Türkçülük davası’ndan tutuklanan Osman Yüksel Serdengeçti’ye şöyle demişti: “Ulan öküz Anadolulu!.. Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa, bunu biz yaparız... Komünizm gerekirse, onu da biz getiririz... Sizin iki vazifeniz var: Birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek, ikincisi askere çağırdığımızda askere gelmek!” O döneme dair devletin vatandaşa bakışını ve zulmünü gösteren örnekleri çoğaltmak mümkün. Devletin vatandaşa bugünkü tutumu o günlerden izler taşıyor. Dün vatandaşına ‘öküz Anadolulu’ diyen validen bugün ‘gavat’ diyen valilere, ‘ulan İsrail dölü’ diye tokat atan Başbakan’a kadar birçok örnek var.

Çiftçiye: ‘Ananı da al git’ (Şubat 2006)

Dönemin başbakanı Erdoğan’a Mersin gezisi sırasında bir çiftçi, “Çiftçinin hali ne olacak? Anamız ağladı. Hangi yüzle geliyorsun buraya?” diye bağırdı. Erdoğan’ın cevabı ise “Ananı da al git” şeklinde oldu.

Askere: ‘Askerlik yan gelip yatma yeri değildir’ (Eylül 2006)

Balıkesir’de TOKİ konutları toplu açılış törenlerine katılan Erdoğan, “Şehit cenazesi görmek istemiyo­ruz.” diye tepki gösteren kişilere, “Askerlik yan gelip yatma yeri de­ğildir.” diye cevap verdi.

Özel koruması/yeğeni protestocuları döverse… (Eylül 2006)

Bi­le­cik’in Sö­ğüt ilçesinde 11 Ey­lül 2006’da­ki Er­tuğ­rul Ga­zi­‘yi An­ma ve Sö­ğüt Şen­lik­le­ri­‘n­de dö­ne­min baş­ba­ka­nı Er­do­ğan’ın özel ko­ru­ma­sı ve ye­ğe­ni Ali Er­do­ğan, Er­do­ğa­n’­ı pro­tes­to eden va­tan­daş­la­rı po­lis zo­ruy­la ka­la­ba­lık için­den tek tek çe­ke­rek ko­ru­ma­lar­la döv­dü. Bunun üzerine Ali Er­do­ğan’ı bir va­tan­daş darp etti ve Er­do­ğan’ın yü­zü­ne di­kiş atıldı.

Gazetecilere: ‘Bunlar köpekleriyle yatar, köpekleriyle kalkarlar’ (Şubat 2009)

Tayyip Erdoğan, seçim çalışmaları çerçevesinde Sivas’ta halka hitap eder: “Ama bunların şu anda yandaş medyaları var. Yandaş med­yaların oralarda yandaş köşe yazarları da var. Bunların sevgili kö­pekleri vardır, onlarla yatarlar onlarla kalkarlar.”

Vatandaşa: ‘Artistlik yapma’ (Mart 2009)

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Meh­di Eker, seçim gezisinde Bitlis’te AKP seçim bürosunda derdini an­latmak isteyen bir kişiye, “Artistlik yapma, sesini yükseltme.” diye­rek tepki göstermişti.

‘Afedersin Rum’ (Haziran 2011)

Dönemin başbakanı Erdoğan, 10 Haziran 2011’de kendisinin eleştirildiğini söylerken “Bu kitaplar içerisinde ne Yahudiliğimiz ne Ermeniliğimiz ne afedersiniz Rumluğumuz hiçbir şeyimiz kalmadı.” demişti.

Gazetecilere: ‘Sizi tasmalarınızdan kurtardık’ (Mayıs 2012)

Recep Tayyip Erdoğan’dan gazetecilere: “Bunları bu tasmalarından kurtaran biz olduk. Ama bu tasma dün ulusaldı. Bugün terfi ettiler. Uluslararası tasmaları boyunlarına taktılar.”

Şehitlere: ‘Birkaç Mehmet öldü diye Meclis toplanmaz’ (Ağustos 2012)

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, CHP’nin TBMM’nin toplanmasına yönelik çalışmalarını eleştirirken: “Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis’i toplamayız.” demişti.

Atanamayan öğretmenlere: ‘Al onu kendine sakla’ (Ocak 2013)

Erdoğan, Gaziantep’te Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Beşler Grup’a ait nişasta ve yem fabrikasının açılı­şına katılır. Bir öğretmenin, “Şubatta atama yoksa oy da yok.” sö­züne Erdoğan karşılık verir: “Al onu kendine sakla. Tamam, ken­dine sakla. Sen vermen gereken yere ver. Sen kendine sakla.”

Asgari ücretliye: ‘800 TL iyi para’ (Mart 2013)

Asgari ücretle ilgili eleştirileri yanıtlayan Çalışma ve Sosyal Güven­lik Bakanı Faruk Çelik: “800 lira iyi para. Peynirin, ekmeğin, zey­tinin fiyatı bellidir. Geçinilmez diye bir şey yok. Geçinirsiniz.”

Çevrecilere: ‘Nankörlük yapma otur’ (Mart 2013)

Şırnak’ta Silopi Termik Santrali’nin açılış törenine katılan Erdoğan, konuşması sırasında kendisine tep­ki gösteren bazı izleyicilere: “Nankörlük yapma, sus, nankörlük yapma. Ekmek bulamazsınız yemeğe, ekmek gelince de tepersiniz.”

Çapulcular (Haziran 2013)

9 Haziran 2013’te Adana’da kendisini karşılayan kalabalığa hitap eden Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı direnişçilerini şöyle eleştirmişti: “Biz birkaç çapulcunun yaptıklarını yapmayız. Onlar yakar, yıkar. Çapulcunun tanımı budur zaten.”

‘O gavatı bana getirin’ (Kasım 2013)

Adana’daki 10 Kasım törenleri sırasında dönemin Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, vatandaşlar tarafından protesto edilir. Protestolar üzerine makam aracından öfkeyle inen Coş, ‘Allah belanı versin’ diyen bir vatandaş için, “O gavatı bana getirin.” der.

Vatandaşa yumruk ve ‘Ulan İsrail dölü’ (Mayıs 2014)

2014’ün Mayıs’ında Soma’da 301 madencinin ölümüne sebep olan maden faciasında Somalıların acısı tazeliğini korurken, bölgeyi ziyaret eden Erdoğan, kendisini protesto ettiği iddiasıyla bir vatandaşı yumrukladığı videolar internete düştü. Erdoğan’ın markette genci ensesinden tutarak, ‘Niye kaçıyorsun ulan İsrail dölü?’ dediği iddia edildi.

Vatandaşa müşavir tekmesi (Mayıs 2014)

301 madencinin hayatını kaybettiği Soma maden faciasında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın müşavirliğini yapan Yusuf Yerkel herkesin gözü önünde acılı madenciye tekme attı.

‘Affedersin Ermeni’ (Ağustos 2014)

Erdoğan: “Benim için neler söylediler. Çıktılar bir tanesi aynı zihniyet. ‘Gürcü’dür.’ diyen oldu. Çıktı bir tanesi affedersin çok daha çirkin şeylerle ‘Ermeni’ diyen oldu.”

ABD’de Türk gazeteciye tekme ve küfür (Eylül 2014)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurul toplantısı için gittiği ABD’de, Türk vatandaşlarının protestolarına korumaları küfür ve tekmelerle cevap verdi. Programı takip etmek isteyen gazetecilerden bazıları yaka paça otelden dışarı çıkartıldı.

El sıkmayan esnafa darp (Mayıs 2015)

İstanbul Beyoğlu’nda esnaf ziyareti yapan AKP milletvekili adayı Hüseyin Bürge’nin elini sıkmak istemeyen kuaför Mustafa Genç, Bürge’nin yanında bulunan partililer tarafından darp edildi. Kendisini dövenlerden şikâyetçi olan Genç’in hastaneden aldığı darp raporunda; ‘sol gözünde ödem ve ekimoz, göz altında ise şişlik ve aşınma mevcut’ ibaresi bulunuyor.

Muhtara ‘AKP’yi neden desteklemedin?’ dayağı (Mayıs 2015)

Burdur’da köylerindeki kuraklık nedeniyle düzenlenecek yağmur duası için AKP İl Başkanlığı’na davet için giden Bayındır Köyü Muhtarı Ahmet Yılmaz, Burdur İl Genel Meclis Üyesi AKP’li Ali Evren ve partililer tarafından tartaklandığı iddiasıyla savcılığa şikâyetçi oldu. Muhtar Yılmaz, seçimlerde Ali Evren’i desteklemediği için dayak olayının yaşandığını söyledi.

60 yaşındaki çiftçiye tekme (Mayıs 2015)

Tokat Turhal’da Pancar Ekicileri Kooperatifi’nin mali kongresinde taraftarlar birbirine girdi. Kavga sırasında torununu kurtarmak isteyen çiftçi Mehdi Altınkaynak (60), polisin tekmesiyle yere düştü. Tokat Valisi Cevdet Can, soruşturma başlatılıp başlatılmadığı sorusuna, “Polis görevini yaptı.” dedi.

Kitap Yorumu: Talon - Julie Kagawa

Julie Kagawa'yı hem yazarlığıyla hem de sosyal medyada paylaştıklarıyla çok seven ve deliler gibi takip eden ben, Talon'un çıkacağını duyar duymaz üzerine atlamıştım. Sonra şans eseri kitap elime geçmişti. Büyük umutlarla (buradan Dickens'a selamlar olsun) başladığım kitap bana ne yaptı dersiniz?

Ejderhalara olan derin tutkumu artık Mars'takiler bile biliyordur. (Merhaba Mark, sana da selam ederim!) Çok seviyorum. Öyle seviyorum ki artık kendimi onlardan biri gibi görüyorum. Ne düşündüklerini, ne hissettiklerini anlamaya çalıştığım zamanlar oluyor. Ve evet, var olduklarına inanıyorum. Durum böyle olunca, Julie Kagawa gibi Demir Periler serisiyle beni yıkıp geçmiş bir yazardan ejderhaları anlatan bir kitap çıkacağını duyunca çıldırıyor insan. Şöyle Demir Periler'de yaptığı gibi sağlam bir kurgu, güzel karakterler bekliyor. Fakat ne yazık ki Talon bana aradığımı vermedi.

Öncelikle kitabın çooooook basit, klişe bir kurgusu olduğunu itiraf etmek zorundayım. Gerçekten ama. Üzülerek söylüyorum bunu. Olay şudur: Bir kızımız var. Adı Ember Hill. Ember, insan formuna dönüşebilen genç bir ejderha. Henüz on altı yaşında. Ember, kardeş yumurtası ve ikizi Dante ile beraber, pek çok ejderhanın dahil olduğu Talon tarafından California'ya gönderiliyor. Talon, genç ejderhaların ne yapıp yapmayacağına karar veren katı bir örgüt. En büyük düşmanları ise yıllardır ejderhaları avlayan St. George tarikatı. Anlayacağınız Talon, yavru ejderhaları korumak adına bol bol onların yerine karar veriyor. Bu kararlardan biri de işte Ember ve Dante'yi insan kılığına bürünerek başka bir şehre göndermek. Tabii yavru ejderhalarımız sadece gizlenmekle kalmıyor, bir yandan da eğitiliyorlar.

Tabii bir de madalyonun diğer yüzü var. O da tahmin edersiniz ki St. George'dan bir arkadaş. Adı Garret ve yine tahmin edersiniz ki Ember'ı bulup öldürmekle görevli. Bir dişi ejderhanın varlığını haber alıyorlar ancak henüz kim olduğunu bilmiyorlar. Bu sebeple Garret malum ejderhanın olduğunu düşündükleri bölgeye gönderiliyor. Sonra Ember'la şans eseri tanışıyorlar, arkadaş oluyorlar falan filan. Klasik şeyler işte.

Madalyonun üçüncü tarafında ise (belki küp şeklinde falan o madalyon?) "rogue" denilen, Talon'u reddeden ejderhalardan olan Riley var. Riley tam anlamıyla bir "bad boy" olarak lanse edilmiş. Adam motosiklet falan sürüyor, düşünün yani. O da Ember'la yakınlık kurmaya başlıyor elbette. Ve Talon'un gerçek yüzünü görmesine yardımcı oluyor. Bu arada Talon içinde farklı bölümler de var. Ejderhaları yeteneklerine göre bu bölümlere seçiyorlar ve ona göre eğitiyorlar. Ember, rogueları geri getirmekle görevli Viper'a seçiliyor. 

Diğer yandan, Ember şehre, arkadaşlarına ve aslında ejderhaların en büyük düşmanları St. George’dan biri olan hoşlandığı çocuk Garret’a giderek alışıyor, İnsan olarak yaşamanın tadına varmaya başlıyor. (Orası da ayrı saçma, ben olsam hep ejderha formunda gezerim. -.-) Ember aynı zamanda Riley'nin de yardımıyla bu zamana kadar sonsuz güven duyduğu Talon’u da sorgulamaya başlıyor. 

Hikâye kısaca bu. Bundan başka fazla da bir aksiyon yok zaten. Kitap, hem Ember'in hem de Garret'in gözünden anlatılıyor. Açıkçası böyle bir hayal kırıklığı yaşamak beni çok üzdü. Julie'nin twitter'da paylaştığı ejderha resimleri, chibi ejderhalar falan hep araya gitmiş gibi hissediyorum. Tamam, seviyorsun ama keşke "hadi bir de ejderha shape-shifterlı bir genç yetişkin romanı yazayım" kafasıyla yazmasaydın şu kitabı. Kitapta zaten ejderha mitine özgü doğru düzgün bir şey yok. Sanki vampirler ya da kurtadamlar adamlar yerine ejderhalar kullanılmış sadece. Bu halk detay istiyor, özellikle bu Kitap Hayvanı ejderhalarının her pulunun ayrıntısını istiyor. Senden Smaug istemedik ki, sadece iyi bir altyapı istedik. Çok üzdün Julie, çok. :( Ember desen bir o kadar basit bir karakter.Yalnız hakkını yemeyeyim, kitap son derece akıcı. Okunuyor yani rahat rahat. Ama ne ilginç bir kurgu var ne de şaşırtıcı bir olay. Gidişat belli. Devam kitaplarında az çok ne olacağını tahmin edebiliyorum mesela. 

Sonunda bu yazıyı yazıp rahatladım. Üzüntüm daim. Hâlâ yasını tutuyorum. Seriye de devam etmeyeceğime eminim. Akıcılığı ve kapağı, bir de Julie Kagawa'ya duyduğum sevgi uğruna iki unicornla ödüllendiriyorum. Şimdi gidip doğmamış muhteşem ejderhalar adına yas tutmaya devam edebilirim. 

Puan: 2