12 Ocak 2016 Salı

Yaşayan Mumya, Antonin Artaud

Kişiye özel besteyle tedavi

Müzik terapisti Yaşar Canözden, garibur adını verdiği enstrümanıyla hastalıkları tedavi ediyor. “Herkesin parmak izi nasıl farklıysa ses izi de farklı.” diyen Canözden, hastanın sesiyle eşleşen frekansı buluyor ve kişiye özel üç dakikalık beste yapıyor.

Müzikle tedavinin tarihi asırlar öncesine dayanıyor. Öyle ki 11. yüzyılda yaşayan İslam bilginlerinden İbn-i Sina, musikinin tıpta oynadığı rolü, “Tedavinin en etkili yollarından biri hastanın akli ve ruhi güçlerini artırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir.” diye tarif ediyor. Asırlar içinde yöntemler geliştiriliyor, bu tedavi şekli Osmanlı döneminde zirveye ulaşıyor. Başta Edirne olmak üzere Kayseri, Bursa, Sivas, Amasya ve Manisa'da şifahaneler kuruluyor.

17. yüzyılın önemli seyyahlarından Evliya Çelebi, Seyahatname'de hastalıkların müzikle tedavi edilmesiyle ilgili şöyle bir şerh düşüyor: “Müziğin insan ruhu üzerindeki olumlu etkisi konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip darüşşifanın hekimbaşısı, hastalarına önce çeşitli müzik makamları dinletiyor, kalp atışlarının hızlanıp ya da yavaşladığına bakıyor, yararlandıkları uygun melodiyi belirliyor, daha sonra da tedaviye başlıyor.”

Şimdi böyle kusursuz akustik yapıya sahip şifahanelerden bahsetmek mümkün olmasa da konuyla ilgili çalışmalar devam ediyor. 1992 yılından bu yana müzik ve ses enerji terapisi çalışmalarını sürdüren Yaşar Canözden'e göre, Edirne Sağlık Müzesi'nde bunun tarihsel sürecini görmek mümkün. “Avrupa'da akıl hastaları, içine şeytan girmiş diye yakılırdı. Bizde ise su sesi, kuş sesi ve Türk sanat musikisinden belli makamlarla tedavi yapılıyordu.” diyen Canözden, bu kadim bilgileri günümüz teknolojisiyle harmanlıyor. Avrupa'da 6-7 bin tane müzik terapi uzmanı olduğunu ifade edip, uzmanların ‘moral eğitim ünitesi' adı altında çalıştığını, Türkiye'de de yeni yeni rağbet gördüğünü anlatıyor.

Sesler yalan söylemez

“Herkesin parmak izi nasıl farklıysa ses izi de farklı.” diyen Canözden, hastanın sesiyle eşleşen frekansı buluyor ve kişiye özel üç dakikalık beste yapıyor. “Örneğin, insan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir. Her organ kendine özgü titreşime sahip. Kalbin titreşim hızıyla böbreğinki aynı değildir. Böbreğinizde arıza varsa bu onun titreşimindeki soruna işaret eder. Titreşimlerin frekans değerleri vardır. Titreşimi tespit ederken bu değerlerle ölçüm yaparız.” diyor. Canözden'e göre gözler yalan söylemez derler ama ses hiç yalan söylemez. Sevinmediğiniz bir şeye sevinmiş gibi tepki verirseniz bu durum sesinizden çok rahat anlaşılır.

Enstrüman icat etti

Müzik terapisti Canözden, tar, ud, cümbüş, viyolonsel, kabak kemane, yaylı tambur, cura gibi müzik aletlerinin seslerini bir araya topladığı garibur isimli bir enstrüman geliştirmiş. Gariburle, kişinin rahatsızlığına ve frekansına özel üç dakikalık beste yapıyor. “Bana göre evren bir gitar, bizler de onun telleriyiz. Diğer tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyor. Örneğin Nikola Tesla… İcat ettiği deprem makinesini anlatırken ‘Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi.' diyor. O, frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Titreşimlerin ne derece önemli olduğu hâlâ tam olarak çözülebilmiş değil ancak notalar keşfedildi. Evren bir gitar demiştik, şimdi de bu gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyoruz.” diye konuşuyor. Sigarayı bırakma, kilo verme, kanser tedavisi, otizm gibi hastalıklar müzikle tedavi ediliyor.

Faydası çok

Müzik terapisti Yaşar Canözden, müzikle tedavinin faydalarını saymakla bitiremiyor: “Zihinsel ve fiziksel gerilimi yok eder, stresi azaltır. Duygusal iniş çıkışları yatıştırarak daha dengeli bir ruh hali içinde olmanızı sağlar. Öfke, yorgunluk, tükenmişlik gibi duygular tarafından vücudunuzda oluşturulmuş blokajları çözer. Zihninizdeki gereksiz düşünce diyaloglarını susturur. Depresyonu, korkuları, endişeleri azaltır, enerjik hissettirir. Hamileliğin kolay geçmesini sağlar, doğumu kolaylaştırır.”

9 Ocak 2016 Cumartesi

Today's Zaman Genel Yayın Yönetmeni Sevgi Akarçeşme: Gazetecilik aynadır, ülkenin yansıması kötü diye kıramazsınız

Sevgi Akarçeşme, geçtiğimiz haftalar içinde Bülent Keneş'in istifasından sonra Today's Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği'ne atandı. Genç yaşı ve kadın kimliğiyle dikkat çeken Akarçeşme ile buluşup, nasıl bir gazete çıkarmak istediğini ve hedeflerini konuştuk.

Daha önce Cumhurbaşkanlığı'ndaydınız. Buradan gazeteciliğe geçiş serüveniniz nasıl oldu?

Devlet memurluğundan istifa etmem ve medyaya geçme nedenim fikirlerimi ve kendimi özgürce ifade edebileceğim bir alan olmasıydı. Yabancılar buna ‘kendini gerçekleştirmek' der. Kendini gerçekleştirme alanı olarak medyayı, haberi gördüğüm için buradayım.

Gazetecilik geçmişinizin diğer medya yöneticilerine nispeten kısa olması sizin için bir dezavantaj mı?

Medyada genel yayın yönetmenliği en zirve konum ve ben buraya göreceli olarak genç bir yaşta ve kısa bir geçmişten sonra geldim, doğrudur. Başka alanlarda tecrübem var ama medyadaki tecrübem diğer insanlara göre daha sınırlı görülebilir. Bunun aslında bir dezavantaj değil, avantaj olacağını düşünüyorum. Çünkü bazen kendi mesleğinizde çok uzun zaman kaldığınızda ve ona sürekli içeriden baktığınızda körleşebiliyorsunuz. Dışarıdan bakmak daha farklı bakış açılarını kazandırmak adına faydalı olabilir.

Türkiye'de hatta dünya basınında medya yöneticiliğinde kadın görmek pek sıradan bir durum değil. Siz, yöneticiliği kabul ettiğinizde kadınlara dair misyonu da üstlendiniz mi?

Sırf cinsiyete bağlı sebeple farklı bir misyon yüklenmesine karşıyım açıkçası. Kadın olmaktan kaynaklanan değil ama başka bir insan olmaktan kaynaklanan bakış açısı farkı olabilir. Yine de yöneticilik teklifini kabul etmede kadın olarak sorumlu hissettiğimi söyleyebilirim. Çünkü yönetici olma gibi bir hevesim hiç yoktu. Ben yazar, muhabir olarak hayatımdan memnundum, yöneticiliğin çok sevilecek bir tarafı yok, zor ve insanları mutsuz eden kararlar almanız gerekebiliyor. Ama böyle bir ihtimal ortaya çıkınca reddetmenin bütün kadınlar adına negatif bir etkisi olacağını düşündüm. Çünkü bunu reddetseydim, ki beni nisbeten daha dışa dönük, eleştirel görürler, ‘o bile kabul etmedi, bundan sonra kadınlara önermeyiz' diyebilirdi yönetim.

Yeni genel yayın yönetmeniyle ne gibi farklılıklar bekliyor Today's Zaman okurunu?

Web'de daha fazla yenilikler yapmak istiyoruz çünkü bu çağda güçlü olmak zorundasınız. Dilde bazı farklılıklar olabilir. Onun dışında ilkeler anlamında Today's Zaman'ın çizgisi değişmeyecek. Özgürlükçü, demokrat, herkes için adalet isteyen, her kesimdeki haksızlıkları gören bir yayın politikası... Zaten gazeteci olmak da böyle bir şey. Buradan çıkan bütün sesleri dünyaya duyurmak istiyoruz. Aslında Today's Zaman, Zaman Gazetesi'nin çizgisinden çok farklı bir gazete değil. Zaman da ülkenin hassasiyetlerini dile getiriyor ama bu Today's Zaman, Zaman'ın İngilizce versiyonu anlamına gelmiyor. Tercüme bir gazete değiliz. Ayrı yönetimi ve farklı yazar kadrosu, farklı muhabirleri olan bir gazeteyiz. Aynı medya grubundayız, benzer prensipleri paylaşıyoruz. Belki köklerimiz aynı ama dallarımız tamamen farklı.

Bu yönüyle Today's Zaman için Türkiye'nin dışarı açılan pencerelerinden biri de denilebilir. İçinden geçtiğimiz zor dönemleri dünyaya aktardığınızda nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Aslında medya ve gazeteler birer ayna. Buradaki görüntü aynanın kendisinden kaynaklanmaz. Yani görüntü çirkin diye aynayı kıramazsınız. Ya da ‘ayna ah ne kadar güzel gösteriyorsun' diyemezsiniz. Ülkenin yansıması da öyle. Malesef pek iyi haberler veremiyoruz Türkiye'den. Today's Zaman yeni kurulduğunda daha olumlu bir tablo vardı. Türkiye, Avrupa Birliği'ne doğru ilerliyordu. Darbe davaları vardı. Onlara karşı Today's Zaman yine demokrasiyi savundu. Aslında Today's Zaman'ın durduğu yerde o anlamda bir değişiklik yok. Dolayısıyla biz ayna görevini devam ettirmeye çalışacağız. Dünyanın çok farklı yerlerinden okurlarımız var. Birtakım yerlerin duyduğu rahatsızlık da sanırım Today's Zaman'ın çok fazla takip edilmesinden kaynaklanıyor.

Hiç ummadığımız yerlerden okuyucularımız var

Today's Zaman'ın akademik yayıncılığı öne çıkaran, makale tarafı ağır basan ya da öyle olması gereken bir gazete algısı var. Bu doğru mu?

Today's Zaman bir gazete, akademik dergi değil. Akademik camia derinlikli ilerlediği için günlük hayatın dinamizminden uzak kalıyor. Biz günlük bir gazeteyiz ve tarihe not bırakıyoruz. Dolayısıyla haberler editörlerin şahsi fikirlerine göre şekillenmiyor. Mesela anayasa görüşmelerinden bir şey çıkacağını düşünmüyorum. Ama bunu haber olarak görmek zorundayım. Bunu gazeteye koymama lüksüm yok. Gazete dediğimiz zaten bir günlüktür. Bundan kaçış yok.

Uluslararası yayıncılıkta gazetenin görünürlüğü ne durumda?

Haberlerle ilgili çok çeşitli ülkelerden geri dönüşler oluyor. Mesela Somali ile ilgili yaptığımız bir haber hiç dikkat çekmez diye düşünürken ülkedeki iç siyasî; karışıklıklardan dolayı iki gruptan tepki alıyorsunuz; bu haber niye girmiş, neden böyle yazılmış diye. Dolayısıyla hiç ummadığınız yerlerden insanlar okuyor bizi.

Duygusallık değil objektiflik önemli

Çiçeği burnunda bir genel yayın yönetmeni olarak Türkiye'de basın dilini nasıl buluyorsunuz. Today's Zaman bu anlamda nerede duruyor?

Basın dilinden genel olarak şikâyetçiyim çünkü dili evrensel standartlarla uyuşmuyor. Çok fazla ajitasyon veya propaganda var. Haberlere baktığınızda ‘Burada gerçekten topluma ayna olma işlevi var mı?' diye düşünüyorsunuz. Ama İngilizce gazetede yazdığınız zaman evrensel standartlara uymak zorundasınız. Bu anlamda bizim haberlerimiz ve başlıklarımız çok daha az duygusal, daha objektif. Olan ne ise onu verme yönünde. Bu da memnuniyet verici. Çünkü bu sizi bütün manipülasyonlardan, manşetlerinizin duygusallaşmasından ve propaganda aracı olmasından uzaklaştırıyor. Türk medyasındaki haberlerin çoğunu tercüme etseniz bizim yabancı editörlerimizden onay alamaz.

Devir değişince ‘paçavra' demeye başladılar

Türkiye'de yabancı dilde yayın yapanlara, yabancı şirketlere, yabancı irtibatlı kuruluşlara hep şüpheyle bakılır. Today's Zaman'ın da zaman zaman bu ithamlarla karşılaştığına şahit oluyoruz...

Yazdığımız hiçbir şeyde gerçeklik dışı bir şey yok. New York Times ya da Washington Post daha önceden bu hükümeti övdüğünde en büyük referans kaynağı alınıyordu. O zaman hiçbir şekilde paçavra ya da dış güçlerin maşası denmiyordu. Şimdi aynı gazeteler eleştirel olmaya başladığında altında bir komplo aranmaya başlandı. Yabancılara karşı paranoya maalesef Türkiye'nin eski alışkanlıklarından ve o eski devlet reflekslerinden kaynaklanıyor. Sevr paranoyası dediğimiz ‘dört bir tarafımız düşmanlarla çevrili, Türk'ün Türk'ten başka dostu yok' gibi söylemler hep vardı. Böyle bir toplumu kendi siyasal hedefleri için kullanmaya çalışan bir iktidar olunca da kâbus tablosuyla karşı karşıya geldik. Şu an ‘kusursuz' fırtına dedikleri bir şey yaşıyoruz aslında. Ülkeler kendi elçilikleriyle, istihbarat örgütleriyle zaten olan biteni öğreniyor. Burada siz sivil topluma, toplumlara olan biteni anlatmaya çalışıyorsunuz. Bu yüzden Türkiye'de İngilizce gazete sayısı az bile.

Akarsuya bırakılan mektup, Hasan Hüseyin Korkmazgil

AKARSUYA BIRAKILAN MEKTUP   incecikti            gül dalıydı            dokunsam kırılacaktı            dokunmadım                      kurudu   gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiçağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarınıneden akşam oluyorum tren kalkıncakırlangıçlar birdenbire çekip gidincemendiller sallanınca neden tıkanıyorumöyle çok acımasız ki öyle birdenbire kiaz önceki çiçekler nasıl da diken dikengitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç  o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bittio elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bittiartık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebilirizgünler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakıoyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkıkavaklara oklu yürek çizip duran o çakınerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğugitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

7 Ocak 2016 Perşembe

Today's Zaman Genel Yayın Yönetmeni Sevgi Akarçeşme: Gazetecilik aynadır, ülkenin yansıması kötü diye kıramazsınız

Sevgi Akarçeşme, geçtiğimiz haftalar içinde Bülent Keneş'in istifasından sonra Today's Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği'ne atandı. Genç yaşı ve kadın kimliğiyle dikkat çeken Akarçeşme ile buluşup, nasıl bir gazete çıkarmak istediğini ve hedeflerini konuştuk.

Daha önce Cumhurbaşkanlığı'ndaydınız. Buradan gazeteciliğe geçiş serüveniniz nasıl oldu?

Devlet memurluğundan istifa etmem ve medyaya geçme nedenim fikirlerimi ve kendimi özgürce ifade edebileceğim bir alan olmasıydı. Yabancılar buna ‘kendini gerçekleştirmek' der. Kendini gerçekleştirme alanı olarak medyayı, haberi gördüğüm için buradayım.

Gazetecilik geçmişinizin diğer medya yöneticilerine nispeten kısa olması sizin için bir dezavantaj mı?

Medyada genel yayın yönetmenliği en zirve konum ve ben buraya göreceli olarak genç bir yaşta ve kısa bir geçmişten sonra geldim, doğrudur. Başka alanlarda tecrübem var ama medyadaki tecrübem diğer insanlara göre daha sınırlı görülebilir. Bunun aslında bir dezavantaj değil, avantaj olacağını düşünüyorum. Çünkü bazen kendi mesleğinizde çok uzun zaman kaldığınızda ve ona sürekli içeriden baktığınızda körleşebiliyorsunuz. Dışarıdan bakmak daha farklı bakış açılarını kazandırmak adına faydalı olabilir.

Türkiye'de hatta dünya basınında medya yöneticiliğinde kadın görmek pek sıradan bir durum değil. Siz, yöneticiliği kabul ettiğinizde kadınlara dair misyonu da üstlendiniz mi?

Sırf cinsiyete bağlı sebeple farklı bir misyon yüklenmesine karşıyım açıkçası. Kadın olmaktan kaynaklanan değil ama başka bir insan olmaktan kaynaklanan bakış açısı farkı olabilir. Yine de yöneticilik teklifini kabul etmede kadın olarak sorumlu hissettiğimi söyleyebilirim. Çünkü yönetici olma gibi bir hevesim hiç yoktu. Ben yazar, muhabir olarak hayatımdan memnundum, yöneticiliğin çok sevilecek bir tarafı yok, zor ve insanları mutsuz eden kararlar almanız gerekebiliyor. Ama böyle bir ihtimal ortaya çıkınca reddetmenin bütün kadınlar adına negatif bir etkisi olacağını düşündüm. Çünkü bunu reddetseydim, ki beni nisbeten daha dışa dönük, eleştirel görürler, ‘o bile kabul etmedi, bundan sonra kadınlara önermeyiz' diyebilirdi yönetim.

Yeni genel yayın yönetmeniyle ne gibi farklılıklar bekliyor Today's Zaman okurunu?

Web'de daha fazla yenilikler yapmak istiyoruz çünkü bu çağda güçlü olmak zorundasınız. Dilde bazı farklılıklar olabilir. Onun dışında ilkeler anlamında Today's Zaman'ın çizgisi değişmeyecek. Özgürlükçü, demokrat, herkes için adalet isteyen, her kesimdeki haksızlıkları gören bir yayın politikası... Zaten gazeteci olmak da böyle bir şey. Buradan çıkan bütün sesleri dünyaya duyurmak istiyoruz. Aslında Today's Zaman, Zaman Gazetesi'nin çizgisinden çok farklı bir gazete değil. Zaman da ülkenin hassasiyetlerini dile getiriyor ama bu Today's Zaman, Zaman'ın İngilizce versiyonu anlamına gelmiyor. Tercüme bir gazete değiliz. Ayrı yönetimi ve farklı yazar kadrosu, farklı muhabirleri olan bir gazeteyiz. Aynı medya grubundayız, benzer prensipleri paylaşıyoruz. Belki köklerimiz aynı ama dallarımız tamamen farklı.

Bu yönüyle Today's Zaman için Türkiye'nin dışarı açılan pencerelerinden biri de denilebilir. İçinden geçtiğimiz zor dönemleri dünyaya aktardığınızda nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Aslında medya ve gazeteler birer ayna. Buradaki görüntü aynanın kendisinden kaynaklanmaz. Yani görüntü çirkin diye aynayı kıramazsınız. Ya da ‘ayna ah ne kadar güzel gösteriyorsun' diyemezsiniz. Ülkenin yansıması da öyle. Malesef pek iyi haberler veremiyoruz Türkiye'den. Today's Zaman yeni kurulduğunda daha olumlu bir tablo vardı. Türkiye, Avrupa Birliği'ne doğru ilerliyordu. Darbe davaları vardı. Onlara karşı Today's Zaman yine demokrasiyi savundu. Aslında Today's Zaman'ın durduğu yerde o anlamda bir değişiklik yok. Dolayısıyla biz ayna görevini devam ettirmeye çalışacağız. Dünyanın çok farklı yerlerinden okurlarımız var. Birtakım yerlerin duyduğu rahatsızlık da sanırım Today's Zaman'ın çok fazla takip edilmesinden kaynaklanıyor.

Hiç ummadığımız yerlerden okuyucularımız var

Today's Zaman'ın akademik yayıncılığı öne çıkaran, makale tarafı ağır basan ya da öyle olması gereken bir gazete algısı var. Bu doğru mu?

Today's Zaman bir gazete, akademik dergi değil. Akademik camia derinlikli ilerlediği için günlük hayatın dinamizminden uzak kalıyor. Biz günlük bir gazeteyiz ve tarihe not bırakıyoruz. Dolayısıyla haberler editörlerin şahsi fikirlerine göre şekillenmiyor. Mesela anayasa görüşmelerinden bir şey çıkacağını düşünmüyorum. Ama bunu haber olarak görmek zorundayım. Bunu gazeteye koymama lüksüm yok. Gazete dediğimiz zaten bir günlüktür. Bundan kaçış yok.

Uluslararası yayıncılıkta gazetenin görünürlüğü ne durumda?

Haberlerle ilgili çok çeşitli ülkelerden geri dönüşler oluyor. Mesela Somali ile ilgili yaptığımız bir haber hiç dikkat çekmez diye düşünürken ülkedeki iç siyasî; karışıklıklardan dolayı iki gruptan tepki alıyorsunuz; bu haber niye girmiş, neden böyle yazılmış diye. Dolayısıyla hiç ummadığınız yerlerden insanlar okuyor bizi.

Duygusallık değil objektiflik önemli

Çiçeği burnunda bir genel yayın yönetmeni olarak Türkiye'de basın dilini nasıl buluyorsunuz. Today's Zaman bu anlamda nerede duruyor?

Basın dilinden genel olarak şikâyetçiyim çünkü dili evrensel standartlarla uyuşmuyor. Çok fazla ajitasyon veya propaganda var. Haberlere baktığınızda ‘Burada gerçekten topluma ayna olma işlevi var mı?' diye düşünüyorsunuz. Ama İngilizce gazetede yazdığınız zaman evrensel standartlara uymak zorundasınız. Bu anlamda bizim haberlerimiz ve başlıklarımız çok daha az duygusal, daha objektif. Olan ne ise onu verme yönünde. Bu da memnuniyet verici. Çünkü bu sizi bütün manipülasyonlardan, manşetlerinizin duygusallaşmasından ve propaganda aracı olmasından uzaklaştırıyor. Türk medyasındaki haberlerin çoğunu tercüme etseniz bizim yabancı editörlerimizden onay alamaz.

Devir değişince ‘paçavra' demeye başladılar

Türkiye'de yabancı dilde yayın yapanlara, yabancı şirketlere, yabancı irtibatlı kuruluşlara hep şüpheyle bakılır. Today's Zaman'ın da zaman zaman bu ithamlarla karşılaştığına şahit oluyoruz...

Yazdığımız hiçbir şeyde gerçeklik dışı bir şey yok. New York Times ya da Washington Post daha önceden bu hükümeti övdüğünde en büyük referans kaynağı alınıyordu. O zaman hiçbir şekilde paçavra ya da dış güçlerin maşası denmiyordu. Şimdi aynı gazeteler eleştirel olmaya başladığında altında bir komplo aranmaya başlandı. Yabancılara karşı paranoya maalesef Türkiye'nin eski alışkanlıklarından ve o eski devlet reflekslerinden kaynaklanıyor. Sevr paranoyası dediğimiz ‘dört bir tarafımız düşmanlarla çevrili, Türk'ün Türk'ten başka dostu yok' gibi söylemler hep vardı. Böyle bir toplumu kendi siyasal hedefleri için kullanmaya çalışan bir iktidar olunca da kâbus tablosuyla karşı karşıya geldik. Şu an ‘kusursuz' fırtına dedikleri bir şey yaşıyoruz aslında. Ülkeler kendi elçilikleriyle, istihbarat örgütleriyle zaten olan biteni öğreniyor. Burada siz sivil topluma, toplumlara olan biteni anlatmaya çalışıyorsunuz. Bu yüzden Türkiye'de İngilizce gazete sayısı az bile.

5 Ocak 2016 Salı

Today's Zaman Genel Yayın Yönetmeni Sevgi Akarçeşme: Gazetecilik aynadır, ülkenin yansıması kötü diye kıramazsınız

Sevgi Akarçeşme, geçtiğimiz haftalar içinde Bülent Keneş'in istifasından sonra Today's Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği'ne atandı. Genç yaşı ve kadın kimliğiyle dikkat çeken Akarçeşme ile buluşup, nasıl bir gazete çıkarmak istediğini ve hedeflerini konuştuk.

Daha önce Cumhurbaşkanlığı'ndaydınız. Buradan gazeteciliğe geçiş serüveniniz nasıl oldu?

Devlet memurluğundan istifa etmem ve medyaya geçme nedenim fikirlerimi ve kendimi özgürce ifade edebileceğim bir alan olmasıydı. Yabancılar buna ‘kendini gerçekleştirmek' der. Kendini gerçekleştirme alanı olarak medyayı, haberi gördüğüm için buradayım.

Gazetecilik geçmişinizin diğer medya yöneticilerine nispeten kısa olması sizin için bir dezavantaj mı?

Medyada genel yayın yönetmenliği en zirve konum ve ben buraya göreceli olarak genç bir yaşta ve kısa bir geçmişten sonra geldim, doğrudur. Başka alanlarda tecrübem var ama medyadaki tecrübem diğer insanlara göre daha sınırlı görülebilir. Bunun aslında bir dezavantaj değil, avantaj olacağını düşünüyorum. Çünkü bazen kendi mesleğinizde çok uzun zaman kaldığınızda ve ona sürekli içeriden baktığınızda körleşebiliyorsunuz. Dışarıdan bakmak daha farklı bakış açılarını kazandırmak adına faydalı olabilir.

Türkiye'de hatta dünya basınında medya yöneticiliğinde kadın görmek pek sıradan bir durum değil. Siz, yöneticiliği kabul ettiğinizde kadınlara dair misyonu da üstlendiniz mi?

Sırf cinsiyete bağlı sebeple farklı bir misyon yüklenmesine karşıyım açıkçası. Kadın olmaktan kaynaklanan değil ama başka bir insan olmaktan kaynaklanan bakış açısı farkı olabilir. Yine de yöneticilik teklifini kabul etmede kadın olarak sorumlu hissettiğimi söyleyebilirim. Çünkü yönetici olma gibi bir hevesim hiç yoktu. Ben yazar, muhabir olarak hayatımdan memnundum, yöneticiliğin çok sevilecek bir tarafı yok, zor ve insanları mutsuz eden kararlar almanız gerekebiliyor. Ama böyle bir ihtimal ortaya çıkınca reddetmenin bütün kadınlar adına negatif bir etkisi olacağını düşündüm. Çünkü bunu reddetseydim, ki beni nisbeten daha dışa dönük, eleştirel görürler, ‘o bile kabul etmedi, bundan sonra kadınlara önermeyiz' diyebilirdi yönetim.

Yeni genel yayın yönetmeniyle ne gibi farklılıklar bekliyor Today's Zaman okurunu?

Web'de daha fazla yenilikler yapmak istiyoruz çünkü bu çağda güçlü olmak zorundasınız. Dilde bazı farklılıklar olabilir. Onun dışında ilkeler anlamında Today's Zaman'ın çizgisi değişmeyecek. Özgürlükçü, demokrat, herkes için adalet isteyen, her kesimdeki haksızlıkları gören bir yayın politikası... Zaten gazeteci olmak da böyle bir şey. Buradan çıkan bütün sesleri dünyaya duyurmak istiyoruz. Aslında Today's Zaman, Zaman Gazetesi'nin çizgisinden çok farklı bir gazete değil. Zaman da ülkenin hassasiyetlerini dile getiriyor ama bu Today's Zaman, Zaman'ın İngilizce versiyonu anlamına gelmiyor. Tercüme bir gazete değiliz. Ayrı yönetimi ve farklı yazar kadrosu, farklı muhabirleri olan bir gazeteyiz. Aynı medya grubundayız, benzer prensipleri paylaşıyoruz. Belki köklerimiz aynı ama dallarımız tamamen farklı.

Bu yönüyle Today's Zaman için Türkiye'nin dışarı açılan pencerelerinden biri de denilebilir. İçinden geçtiğimiz zor dönemleri dünyaya aktardığınızda nasıl geri dönüşler alıyorsunuz?

Aslında medya ve gazeteler birer ayna. Buradaki görüntü aynanın kendisinden kaynaklanmaz. Yani görüntü çirkin diye aynayı kıramazsınız. Ya da ‘ayna ah ne kadar güzel gösteriyorsun' diyemezsiniz. Ülkenin yansıması da öyle. Malesef pek iyi haberler veremiyoruz Türkiye'den. Today's Zaman yeni kurulduğunda daha olumlu bir tablo vardı. Türkiye, Avrupa Birliği'ne doğru ilerliyordu. Darbe davaları vardı. Onlara karşı Today's Zaman yine demokrasiyi savundu. Aslında Today's Zaman'ın durduğu yerde o anlamda bir değişiklik yok. Dolayısıyla biz ayna görevini devam ettirmeye çalışacağız. Dünyanın çok farklı yerlerinden okurlarımız var. Birtakım yerlerin duyduğu rahatsızlık da sanırım Today's Zaman'ın çok fazla takip edilmesinden kaynaklanıyor.

Hiç ummadığımız yerlerden okuyucularımız var

Today's Zaman'ın akademik yayıncılığı öne çıkaran, makale tarafı ağır basan ya da öyle olması gereken bir gazete algısı var. Bu doğru mu?

Today's Zaman bir gazete, akademik dergi değil. Akademik camia derinlikli ilerlediği için günlük hayatın dinamizminden uzak kalıyor. Biz günlük bir gazeteyiz ve tarihe not bırakıyoruz. Dolayısıyla haberler editörlerin şahsi fikirlerine göre şekillenmiyor. Mesela anayasa görüşmelerinden bir şey çıkacağını düşünmüyorum. Ama bunu haber olarak görmek zorundayım. Bunu gazeteye koymama lüksüm yok. Gazete dediğimiz zaten bir günlüktür. Bundan kaçış yok.

Uluslararası yayıncılıkta gazetenin görünürlüğü ne durumda?

Haberlerle ilgili çok çeşitli ülkelerden geri dönüşler oluyor. Mesela Somali ile ilgili yaptığımız bir haber hiç dikkat çekmez diye düşünürken ülkedeki iç siyasî; karışıklıklardan dolayı iki gruptan tepki alıyorsunuz; bu haber niye girmiş, neden böyle yazılmış diye. Dolayısıyla hiç ummadığınız yerlerden insanlar okuyor bizi.

Duygusallık değil objektiflik önemli

Çiçeği burnunda bir genel yayın yönetmeni olarak Türkiye'de basın dilini nasıl buluyorsunuz. Today's Zaman bu anlamda nerede duruyor?

Basın dilinden genel olarak şikâyetçiyim çünkü dili evrensel standartlarla uyuşmuyor. Çok fazla ajitasyon veya propaganda var. Haberlere baktığınızda ‘Burada gerçekten topluma ayna olma işlevi var mı?' diye düşünüyorsunuz. Ama İngilizce gazetede yazdığınız zaman evrensel standartlara uymak zorundasınız. Bu anlamda bizim haberlerimiz ve başlıklarımız çok daha az duygusal, daha objektif. Olan ne ise onu verme yönünde. Bu da memnuniyet verici. Çünkü bu sizi bütün manipülasyonlardan, manşetlerinizin duygusallaşmasından ve propaganda aracı olmasından uzaklaştırıyor. Türk medyasındaki haberlerin çoğunu tercüme etseniz bizim yabancı editörlerimizden onay alamaz.

Devir değişince ‘paçavra' demeye başladılar

Türkiye'de yabancı dilde yayın yapanlara, yabancı şirketlere, yabancı irtibatlı kuruluşlara hep şüpheyle bakılır. Today's Zaman'ın da zaman zaman bu ithamlarla karşılaştığına şahit oluyoruz...

Yazdığımız hiçbir şeyde gerçeklik dışı bir şey yok. New York Times ya da Washington Post daha önceden bu hükümeti övdüğünde en büyük referans kaynağı alınıyordu. O zaman hiçbir şekilde paçavra ya da dış güçlerin maşası denmiyordu. Şimdi aynı gazeteler eleştirel olmaya başladığında altında bir komplo aranmaya başlandı. Yabancılara karşı paranoya maalesef Türkiye'nin eski alışkanlıklarından ve o eski devlet reflekslerinden kaynaklanıyor. Sevr paranoyası dediğimiz ‘dört bir tarafımız düşmanlarla çevrili, Türk'ün Türk'ten başka dostu yok' gibi söylemler hep vardı. Böyle bir toplumu kendi siyasal hedefleri için kullanmaya çalışan bir iktidar olunca da kâbus tablosuyla karşı karşıya geldik. Şu an ‘kusursuz' fırtına dedikleri bir şey yaşıyoruz aslında. Ülkeler kendi elçilikleriyle, istihbarat örgütleriyle zaten olan biteni öğreniyor. Burada siz sivil topluma, toplumlara olan biteni anlatmaya çalışıyorsunuz. Bu yüzden Türkiye'de İngilizce gazete sayısı az bile.